Ana Sayfa / Genel / 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü günceldir. Word dosyasını indirmek için Tıkla İndir.

 

Dünya Tiyatrolar Günü Kutlama Programı

Arkadaşlar bugün burada dünya tiyatrolar gününü kutlamak üzere  toplanmış bulunuyoruz.

1-) Açılış konuşmasını yapması için okulumuz Sosyal Bilgiler Öğretmeni Bilal ATICI’yı buraya davet ediyorum

2-) Tiyatrolar isimli şiiri okuması için okulumuz öğrencilerinden Şilan APAYDIN’ı buraya davet ediyorum.

3-)Okulumuz öğrencilerinden Zehra DİKMEN’i Dünya Tiyatro Günü isimli şiirini okuması için buraya davet ediyorum.

4-)Dünya Tiyatro Gününün Öyküsünü okuması için Dilan TOSUN’u kürsüye davet ediyorum.

5-)Tiyatro konusunda üstad olan Haldun TANER’in yayınladığı Ulusal bildirisini okuması için okulumuz öğrencilerinden Arafat TOSUN’u buraya davet ediyorum.

Bizi sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili Arkadaşlar!
1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. Bu enstitüye üye ülkeler, her 27 Mart gününü Tiyatro Bayramı olarak kutlamaktadır.
Tiyatrolar Gününde, tiyatroyu halka sevdirmek için etkinlikler yapılır. Hayatın bir parçası ve güzel sanatların en ilgi çekici kollarından biri olan tiyatro da, harekete, konuşmaya ve bazen de müziğe yer verilir. İlk çağlarda tiyatro, yazılı bir metin olmadan oynanırdı. Yeteneğine güvenen oyuncular sahnede istedikleri gibi konuşurlardı.
Bizim kültürümüzde tiyatroyu; orta oyunu, gölge oyunu, köy seyirlik oyunları, meddahlık, danslı ve taklidi oyunlar şeklinde görürüz. Gölge oyununda, arkadan ışıklandırılan beyaz bir perde vardır. Karagöz ve başka tipteki kuklalar bu perdenin üzerinde oynatılıp konuşturulur. Güzel hikayeler anlatarak halkı eğlendiren kişilere Meddah denir. Köylerimizde hâlâ, oyun çıkarma adıyla seyirlik oyunlar düzenlenmektedir.
İnsan hayatı içinde var olan umudun, acının ve sevincin, hep birlikte verildiği oyunlara dram diyoruz. Komedi, insan hayatı içindeki komik ve gülünç şeylerin oyunlaştırılmasıdır. Konularını tarih ve efsanelerden alan acıklı sahne oyunlarına ise, trajedi diyoruz.
Tiyatro eğitimi, konservatuar denilen okullarda verilir. İnsanları eğiten, eğlendiren tiyatro, aynı zamanda düşündürür de. Bir arada yaşayan insanların birlikte güldüğü, birlikte ağladığı ve hep birlikte düşündüğü tiyatro salonları, insanca duyguların da öğrenildiği yerlerdir.
Sözlerimi, ünlü tiyatro yazarımız Haldun Taner’in bir cümlesi ile bitiriyorum:
Tiyatro olmasaydı, insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÜNYA TİYATRO GÜNÜ

 

Dünyanın her yerinde

Yirmi Yedi Mart günü.

Tüm coşkuyla kutlanır

“Dünya Tiyatro Günü”.

Bildiri yayımlarlar

Dünya tiyatroları.

İnsanlara sunarlar

En güzel oyunları

Hiçbir ücret almazlar

O gün seyredenlerden.

Tiyatronun zevkini

Tattırırlar derinden.

Güneş nasıl dünyayı

Aydınlatıyor ise,

Tiyatrolar da öyle

Işık tutarlar bize.

Tiyatronun önemi

İnkâr edilmez asla.

Onu seyredenleri

Etmeyenle kıyasla.

Fark edersin o zaman

Tiyatro cevherini;

Anlarsın tiyatronun

Toplumdaki yerini.

 

 

 

 

TİYATROLAR

 

Gölge düşmeden perdeye,

Biz geldik sizi görmeye,

Sanata değer vermeye,

Açıldı hep tiyatrolar.

 

Kalpte pekişti dostluklar,

Yakın oldu hep uzaklar,

Canlı konuştu dudaklar,

Açılınca tiyatrolar.

 

Bunca senaryo yazıldı,

Millet salona dizildi,

İller, ülkeler gezildi,

Sanat evi tiyatrolar.

 

Perde açılınca akşam,

Ben hep önlerde otursam,

Alkış tufanına dalsam,

Benim evim tiyatrolar.

 

Hakkı ÇEBİ

 

 

 

 

Dünya Tıyatro Gününün Öyküsü

 

Bundan otuz yıl önce A.M. Julien adında bir Fransız vatandaşı tasarladığı ilginç tiyatro festivalini gerçekleştirebilme olanağını bulamasaydı bugün bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nden söz edilemeyecekti. A.M. Julien’in önayak olduğu bu girişim 1954 yılı İlkbaharında, Paris’de, deneysel çalışmalarını sergileyecek yabancı topluluklara açık bir festival olarak doğdu. Adı da şöyle kondu : “THEATRE DES NATİONS” (Uluslar Tiyatrosu). Fransa dışından çeşitli uluslardan davet edilen tiyatro toplulukları o yıl Paris’e geldiler ve çalışmalarını sergilediler. 1955 ve 1956 yıllarında yinelenen bu festival o denli başarılı oldu ve ilgi topladı ki 1957‘de festivale resmi bir nitelik kazandırıldı ve sağlanan çeşitli olanaklardan yararlanılarak daha büyük boyutlarda uygulamaya geçildi. Nitekim 1957 yılı İlkbaharında Mart ayından Temmuz‘a dek Paris‘de “Sarah BernhardtTiyatrosu”nda birbiri ardından 16 topluluk 9 değişik dilde birbirinden başarılı oyunlar sergilediler.

Bu tarihten başlayarak festivale katılan yabancı toplulukların sayıları giderek arttı.Gerek toplulukların, gerekse sergilenen oyunların nicel ve nitel yapısı genişledi ve A. M. Julien’in düşlediği evrensel bir kapsama ulaştı. Klasik, neo-klasik ve modern oyunlardan opera ve bale temsillerine; dans ve tiyatro karışımı gösterilere; belirli bir tür içine sokulamayan deneysel çalışmalardan Uzakdoğu‘nun “Pekin Operası” , “Kore Operası”, Japon “No” ve “Kabuki” Oyunları Dansçıları”nın “Exotic” olarak nitelendirilen gösterilerine dek yaygınlaşabilen geniş ve zengin bir “Evrensel Tiyatro Festivali” durumuna geldi.

Festivalin ilginçliği yalnızca bu denli geniş gösteriler yelpazesine kapılarını açmasından kaynaklanıyordu. Seyirciler çeşitli ülkelerden gelen ve kendi dramatik geleneklerinin en seçkin örneklerini sergileyen, uzmanlaşmış toplulukları izlemek olanağını buluyorlardı. Örneğin Shakespeare’i İngiltere’den gelen “OldVic” den; Cehov’u Rusya’dan gelen ”Moskova Sanat Tiyatrosu”ndan; Brecht’i Doğu Almanya’dan gelen ”BerlinerEnsemble’dan; Goldoni ve Pırandello’yuİtalyan’lardan; O. Neill’i Amerikalılardan izleyebilme olanağı festivalin sağladığı küçümsenmeyecek başarılardan biriydi. Her ulus dünya tiyatro repertuarına kendi sanatçılarının getirdiği katkıyı kendi dil ve biçim anlayışıyla getiriyordu.

Festivalin başka bir ilginç yönü bir ülkenin tiyatro geleneğinin ürünü sayılan herhangi bir yapıtın bir başka ülke tarafından nasıl yorumlanabileceğinin de izlene bilinmesiydi: Moliere’i Kanadalılar ve Faslılardan; Sartre’ı Almanlardan, Brecht’i İsraillilerden seyretmek hem tiyatro severler hem tiyatro sanatçıları açısından ilgi çekici ve yararlı oluyordu. Birbirinden farklı sahneleme ve oyunculuk anlayışlarını sergileyen bu denli değişik topluluğun kısa bir süreç içinde yaptıkları gösteriler sanatçıları birbirlerini tanıma izleme ve değerlendirme olanaklarını sağlıyor ve tiyatronun evrensel birleştirici, tüm insanlığı dostluk ve barış anlayışı içinde bir araya getirebilme niteliği somut bir biçimde gerçekleşmiş oluyordu.

Dünyanın hemen her köşesinden tiyatro severleri ve tiyatro çalışanlarını bir araya getirmeyi başaran “TheatreDesNationes” yalnızca yılın belli bir döneminde oyunlar sergileyen bir ilginç festival olarak kalmakla yetinmedi.Yılda on bir kez çıkan bir de yayın organı oluşturdu. Başlangıçta: “RANDESVOUS DES THEATRES DU MONDE” (Dünya Tiyatrolarının Randevusu) başlığını taşıyan bu yayın günümüzde: “THEATRE: DRAME, MUSIOUE, DANSE” (Tiyatro: Dram, Müzik, Dans) adıyla tanınıyor.Tiyatro alanının seçkin kişilerine tiyatronun çeşitli konularında konferanslar hazırlatıyor. Bunları Fransa’dan ve dünyanın pek çok yöresinde üyesi bulunan binlerce okuruna ulaştırıyor. İlginç konularda tartışmalar açıyor daha özgün konularda kongreler düzenliyor; buralarda varılan sonuçları özel sayılar halinde yayınlıyor. Bütün bunların yanında “Uluslararası Tiyatro Teknisyenleri Birliği” ve “Tiyatro Eleştirmenleri Birliği” adı altında iki de önemli uluslararası örgütü oluşturmayı başaran bu kuruluş her yıl artan sayıda oyuncu, topluluk ve seyirciyi bir araya getirmeyi amaçlayan gelişim çizgisinde çalışmalarını sürdürmekte. 1947 yılı Haziran ayı içinde Paris’de ünlü İngiliz oyun yazarı ve eleştirmeni J.B. Priestley başkanlığında yapılan bir toplantı sonunda Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu ”UNESCO”ya bağlı yeni bir kuruluş doğdu: ”International TheatreInstitute”(Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) adı verilen bu kurum tiyatro sanatçıları, tiyatro bilimcileri arasın da uluslararası düzeyde fikir alışverişine ve çeşitli araştırmalarda işbirliğine yardımcı olmak amacıyla 1948 yılı Haziranında Paris’deki merkeze bağlı 48 ülkede yerleşik ulusal temsilcilikler biçiminde örgütlenmesini tamamladı. “World Theatre” (Dünya Tiyatrosu) adıyla iki aylık sayılar halinde yayınlanan bir de yayın organı oluşturdu. Bu uluslararası örgüt de iki yılda bir kendisine üye ülkelerden birinin başkentinde dünya çapında bir kongre düzenliyor. Bu kongrelerin yanı sıra oyunculuk eğitimi, tiyatro mimarisi vb. özgün konularda konferanslar ve kollogyumlar düzenliyor. Dünya Tiyatro Günü’nün oluşumunda işte bu iki girişimin payı var. Uluslararası Tiyatro Enstitüsü 1962 yılından başlayarak kuruluş amaç ve ilkeleri doğrultusunda topluluğa üye ülkelerde kutlanmak üzere bir tiyatro günü saptanmasını kararlaştırdı. 2500 yıllık bilinen geçmişi boyunca tüm insanların ortak bir anlatım aracı durumuna gelmiş; dünya uluslarının birbirlerine yaklaşmalarında, birbirlerini anlamalarında değerli bir yer tutan tiyatro sanatının çağımızda, çağımız için yaşamak isteğini bir kez daha anlatmak; bu yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu hatırlatmak; eğitici ve yükseltici görevini belirtmek; kültür gelişmesindeki değerli yerini unutturmamak amacıyla düzenlenecek bu gün için bu amaçları uluslararası düzeyde 1954’den beri gerçekleştirmeye çalışan “Uluslar Tiyatrosu”nun açılış tarihi uygun görüldü: ”27 Mart.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünya Tiyatro Günü
Dünyanın her yerinde
Yirmi Yedi Mart günü.
Tüm coşkuyla kutlanır
“Dünya Tiyatro Günü”.

Bildiri yayımlarlar
Dünya tiyatroları.
İnsanlara sunarlar
En güzel oyunları

Hiçbir ücret almazlar
O gün seyredenlerden.
Tiyatronun zevkini
Tattırırlar derinden.

Güneş nasıl dünyayı
Aydınlatıyor ise,
Tiyatrolar da öyle
Işık tutarlar bize.

Tiyatronun önemi
İnkâr edilmez asla.
Onu seyredenleri
Etmeyenle kıyasla.

Fark edersin o zaman
Tiyatro cevherini;
Anlarsın tiyatronun
Toplumdaki yerini.

Naim YALNIZ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

H.Taner’in yayınladığı ulusal bildiri

 
TİYATRO
Tiyatro gününde yazarlarımızdan Haldun
Taner’in yayınladığı ulusal bildiri.
Her gece saat dokuz’da dünyanın dört bir bucağında binlerce perde açılıyor.
Her gece saat dokuz’da milyonlarca insan ışıklandırılmış bir sahneden kendi dünyasının, kendi sorunlarının yoğunlaştırılmış bir kesitini ilgi ile izli­yor. Oyalanıyor; eğleniyor, heyecanlanıyor, düşünüyor, bilinçleniyor. Her günkü sürgit yaşamının akışı içinde tam fark edemediği, ya da edip de unuttuğu bazı ana sorunları yeni bir gözlükle görmeye başlıyor.
Tiyatrolar insanlara «Koşun, bana gelin, size ilginç bir şeyler göstere­ceğim» derler. «Gelin, beni izleyin memnun kalacaksınız» derler.
Bu alışkanlık yüzyıllardır sürüp gidiyor.
Çünkü; tiyatroda etli canlı oyunculardan, etli canlı seyircilere ve sonra yine o etli canlı seyircilerden etli canlı oyunculara geçen karşılıklı bir elekt­rik alışverişi vardır ki, bu aynı çatı altında aynı anda birbirini tamamlama ve karşılıklı etkileme olayı tiyatroya benzersiz bir toplumsal yaşantı niteliği kazandırır.
İnsanoğlu doğa karşısındaki korkularından başlayarak yüzyıllar boyunca acılarını, sevinçlerini, ihtiraslarını, düşüncelerini, düşlerini, özlem­lerini, taşlamalarını, dünya görüşlerini, savaşımlarını, her şeyini somutlaştırıp dile getirmiştir.
Tiyatronun bunca yüzyıllardır varoluşu boşuna değildir, tiyatro, insan mayasının kopmaz bir öğesi, insandan ayrı düşünülemez bir gereksinmesidir. Doğada işlevini bitiren her şeyin varlığını sürdürebildiği görülmemiştir. Tiyatro sürüyorsa, sürecekse her devirde bir işlevi olduğundandır.
«Tiyatro, iki kalas bir hevestir» sözü boşuna söylenmemiş… Tiyatronun mitolojik piri sayılan Dionisos’tan gelme bir coşkusu vardır. Bu coşku olmadan tiyatro çekici olamaz.
Her gece saat dokuz’da dünyanın dört bucağında tiyatrocular ne oynar­larsa oynasınlar sahneden salona bu coşkuyu, bu gençliği, bu gücü, bu sağlıklı havayı estirirler.
Her gece saat dokuz’da on binlerce perde dünya durdukça açılsın, dursun.
Tiyatro olmasa, insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı.
Haldun TANER